Dönem İsimleri Kesmeyle Ayrılır Mı?
Hayatımda birçok dönemi var. Kayseri’nin sokaklarında büyüdüm, eski taş evlerin arasında çocukluk yıllarım geçti. O zamanlar zamanın ne olduğunu anlamazdım, sanki her şey bir parantez içinde gibiydi. Ama geçen yıllarla birlikte, dönemin ne kadar kıymetli olduğunu fark ettim. Her şey bir dönüm noktası, bir dönemin sonu ve yeni bir başlangıç olarak karşımda beliriyordu. Fakat bugün düşündüm de, bu dönemler gerçekten kesilerek mi ayrılır? Yani, dönemin isimleri bir çizgiyle mi kesilir? İşte o soruyu kafamda çokça döndürdüm.
Bir Sonraki Adım İçin Bir Şans: O Gün
Bir sabah, Kayseri’deki evimizde kahvemi içerken, o kadar net bir şekilde hissettim ki, bir dönemin sonuna gelmiştim. Belki de, son yıllarda yaşadığım bazı sıkıntılar, kaybolan umutlar, değişen insanlar… Bütün bunlar birikince, bir şeyin bitip başka bir şeyin başladığını hissettim. O an, “Bu bir dönem miydi?” diye sordum kendime. Bu sorunun cevabını tam olarak veremesem de, dönemin bir şekilde bittiği hissine kapıldım. Ama… Bu bir çizgiyle kesilen bir şey miydi? Gerçekten de dönemler, bir sabah uyanıp “bu sona erdi” diyerek kesilebilir miydi?
Bir dönem adı verirken, aslında ne kadar keskin ve net bir çizgi çizdiğimizi hiç düşündünüz mü? “Üniversite yılları”, “ilk aşk”, “ilk iş” gibi isimler veriyoruz ama her şey birden bitiyor mu? Yoksa her şeyin birikmesiyle, yavaşça tükeniyor mu? O günlerde içimi karartan bir olay yaşadım ve kafamda da bu sorular belirdi. Sanki bir dönem, içimdeki kırıklıklarla birlikte çoktan sona ermişti. Ama dışarıdan bakınca hiçbir şey değişmemiş gibi görünüyordu.
Bir Telefon Araması ve Yavaşça Değişen Her Şey
Bir gün, bir telefon geldi. O telefon, hayatımda dönüm noktası sayılabilecek bir anı başlatacaktı. Ama ne garip, telefonun diğer ucundaki kişi sadece “Merhaba, nasılsın?” dediğinde, geçmişin tüm ağırlığını bir anda omuzlarımdan hissettim. O telefon, beni bir dönemin içine geri çekmeye başlamıştı. Ama bir yandan da, o dönemi kesip atmak isteği doğuyordu. İstediğim gibi devam etmek, ama bir o kadar da geçmişi bırakmak… İçimde iki farklı his bir arada savaşıyordu.
Geçmişle Yüzleşmek
O konuşmanın ardından eski günleri düşünmeye başladım. Eskiden her şey ne kadar kolaydı, değil mi? Gençtik, umudumuz vardı, her şey taze ve heyecanlıydı. Ama zaman geçtikçe, her şeyin renkleri soldu. İnsanlar değişti, ilişkiler farklılaştı, hayatın akışı bir başka yöne kaydı. Şimdi geriye dönüp baktığımda, o dönemin bitişi de çok keskin bir çizgiyle mi oldu, yoksa zamanla farkına varıp, “bitti” dediğim bir şey miydi? Her anı bir kenara koyarak düşündüm. Belki de aslında, her şeyin sonu bir kesme işaretiyle gelmiyor; belki de her şeyin sonu, bir süre boyunca birikiyor, birikirken farkına varıyorsun ve sonunda işte o noktada, “bitti” diyorsun.
Dönem Adı Verilirken Aslında Ne Oluyor?
Ve sonra düşündüm: Bu dönemi adlandırdıkça, sanki her şeyin sonu daha da keskinleşiyor. O anki his, her şeyin sona erdiğini, geçmişi ardında bırakmanın bir çözüm olduğunu söylüyor. Ama sonra fark ettim ki, aslında bu isimler ve bölümler hep bir yanılsama. “Üniversite yıllarım bitti”, “ilk aşkım bitti”, “o arkadaşlıklar bitti” gibi cümleler kuruyoruz, ama bir bakıma her şey, o eski dönemle başka bir formda yaşamaya devam ediyor. Belki de dönemleri, bir çizgiyle kesmek, bizim zihnimizde yapmaya çalıştığımız bir şey sadece. Oysa zamanla her şeyin birbiriyle iç içe geçtiğini görüyorsun.
Yeni Bir Dönem: Gelecek
Bugünlerde de bir dönem daha başlıyor gibi hissediyorum. Belki de her şey, bir gün net bir şekilde sona ermiyor. Ama her yeni adımda, geçmişin bir kısmı seninle birlikte yürür. O yüzden her dönemi bir çizgiyle kesmek yerine, içindeki duygularla kabul etmek daha sağlıklı olabilir. Geçmişin seni etkilemesine izin ver, ama yeni başlangıçlar için de kendine alan aç. Bu sefer, o eski dönemlerin, daha az acı verici, daha yumuşak hatıralar olarak kalacak.
Belki de, dönemlerin bir çizgiyle kesilmesi gerekmiyor. Onlar, zamanla, yaşadığın her anla şekil alır ve seni bir sonraki döneme taşır. Tıpkı Kayseri sokaklarında yürürken, eski taşların üzerindeki adımlarım gibi… Ne kadar eski, o kadar değerli; her adım, geçmişi biraz daha hatırlatırken, bir yandan da yeni bir yola doğru ilerliyor.