Psikoz Hastalığının Belirtileri Nelerdir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
İstanbul’da her gün binlerce insanla karşılaşıyorum; metroda, yolda, işyerinde, kafelerde… Kimisi telaşlı, kimisi gergin, kimisi ise oldukça kaybolmuş bir halde. Her geçen gün gözlemlediğim bir şey var: Psikoz hastalığı, genellikle toplumun dışladığı, yalnızlaştırdığı, sesi duyulmayan grupların yaşadığı bir durum gibi görünüyor. Ama bu durumu nasıl tanımlayabiliriz? Psikoz hastalığının belirtileri nelerdir? Sadece tanısal açıdan mı bakmalıyız, yoksa toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi unsurlarla nasıl şekillendiğini de düşünmeliyiz? İşte bu yazıda, toplumsal yapının psikoz üzerindeki etkilerini, farklı grupların bu hastalıktan nasıl etkilendiğini ve toplumsal adaletin burada nasıl devreye girdiğini inceleyeceğim.
Psikoz ve Toplumsal Cinsiyet: Kadınlar ve Erkekler Farklı Mı Yaşıyor?
Psikoz, sanıldığının aksine sadece ‘akıl sağlığı bozukluğu’ olarak tanımlanamaz. Özellikle toplumsal cinsiyet bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, kadınlar ve erkekler arasında farklı tecrübeler ortaya çıkabiliyor. Kadınların psikoz belirtileri daha genellikle halüsinasyonlar ve depresyon gibi içsel semptomlarla kendini gösteriyor. Buna karşılık, erkeklerde ise daha çok agresif davranışlar ve dışa dönük bozukluklar gözlemleniyor. Sokakta gördüğüm bazı insanlar, giydikleri kıyafetlerin ve bakışlarının izleriyle, psikozun etkilerini dışarıya daha çok yansıtıyorlar.
Örneğin, işyerimde tanıdığım bir kadın, uzun zamandır depresyon tedavisi görüyordu ama çevresindekiler onun psikoz semptomlarını genellikle küçümsüyordu. “Sen güçlü bir insansın, daha fazlasını yapabilirsin,” gibi cümlelerle, toplumun kadınlar üzerindeki baskısı devreye giriyordu. Erkekler içinse, hastalık genellikle ‘delilik’ ya da ‘zayıflık’ olarak etiketleniyor, bu da onların tedavi arayışını engelliyor. Toplum, erkeklerin duygusal ihtiyaçlarını ciddiye almıyor. Erkeklerin psikozu, daha şiddetli ve dışa vurumlu olduğu için daha kolay fark edilse de, onlara uygulanan bu baskı, iyileşme sürecini zorlaştırabiliyor.
Çeşitlilik: Psikozun Farklı Gruplar Üzerindeki Etkisi
Psikoz hastalığının belirtileri nelerdir sorusunun cevabını, sadece biyolojik ve psikolojik temellerle sınırlı tutmak haksızlık olur. Toplumun marjinalleştirdiği gruplar, bu hastalığın daha belirgin semptomlarıyla karşılaşıyor. Örneğin, evsizler arasında psikoz oranı oldukça yüksek. Ancak, bu kişiler genellikle sistem tarafından görmezden geliniyor. Bir sabah vapura bindiğimde, yaşlı bir adamın yalnız başına konuştuğunu duydum. Bir süre sonra, sesinin psikoz belirtisi olabileceğini fark ettim. Ama kimse ona yardım etmiyordu. Toplum, duygusal ve psikolojik problemleri olan kişilere nasıl davranması gerektiğini bilmediği için, onları çoğu zaman yabancılaştırıyor.
Bir başka örnekse LGBT+ bireyler arasında yaşanan zorluklar. Toplumsal dışlanma, şiddet ve kimlik sorunu yaşayan LGBT+ bireyler, psikoz belirtilerini diğer insanlardan daha yoğun bir şekilde yaşayabiliyor. Yalnızlık, kaygı, depresyon ve halüsinasyonlar, bu grup içinde sıkça görülen semptomlar. Psikoz tanısına sahip LGBT+ bireyler, destek almakta daha fazla zorluk çekiyorlar çünkü çoğu sağlık profesyoneli bu kimliklerin toplumda nasıl marjinalleştiğini anlamıyor. Kendisini güvende hissetmeyen, kimliğini gizleyen bir insanın psikoz tedavisi alması ne kadar etkili olabilir ki?
Psikoz ve Sosyal Adalet: Kim Yardım Alıyor, Kim Alamıyor?
Sosyal adalet, özellikle psikoz hastalığı gibi ruhsal hastalıkların tedavi edilmesinde önemli bir rol oynuyor. Örneğin, toplumda psikoz belirtileri gösteren bir kişinin ilk karşılaştığı engel, genellikle sosyal çevresinden gelen damgalamadır. Herkesin gözünde ‘delilik’ olarak tanımlanan bir hastalık, bir süre sonra bu kişiyi tamamen dışlanmış hale getirebilir. Sokakta, toplu taşımada ya da mahallede yalnızca hastalığın belirtilerini gösterdiği için dışlanan kişilere, sağlık hizmeti almak her zaman kolay olmuyor. Bir gün, bir kafede genç bir adamın sürekli olarak başkalarıyla konuştuğunu, kendisine bir cevap aradığını fark ettim. Birkaç dakika sonra, garsonun onu dışarıya çıkardığını gördüm. O an, bu kişinin yaşadığı yalnızlık ve dışlanma hali, psikozun toplumsal anlamda nasıl büyütüldüğüne dair net bir örnekti.
Toplumsal Yapı ve Psikoz: Sadece Bir Hastalık mı?
Aslında, psikoz sadece bir hastalık mı? Birçok psikoz hastasının, toplum tarafından dışlanmış, ayrımcılığa uğramış bireyler olduğunu gözlemliyorum. Psikoz, hastalığın bireysel bir sorun olmasından çok, toplumsal yapının bir yansıması gibi görünüyor. Eğer toplumsal yapılar daha destekleyici ve kapsayıcı olsa, bu hastalığın belirtileri de belki daha az şiddetli olurdu. Bizler, zihinsel sağlık problemleri yaşayan bireyleri yalnızca hastalıklarıyla tanımladıkça, onların toplumsal varlıklarını da gözden kaçırıyoruz. Bir insan sadece psikozlu olmakla tanımlanamaz; aynı zamanda bir kimlik, bir yaşam, bir toplumsal bağlam da vardır.
Sonuç: Psikoz Hastalığının Belirtileri Nelerdir? Farklı Perspektiflerden Bir Bakış
Psikoz, bir hastalık olmanın ötesinde, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin de içine dahil olduğu bir sorun. Toplumun marjinalleştirdiği, dışladığı ve görünmeyen grupların yaşadığı bu hastalık, yalnızca biyolojik değil, toplumsal bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Eğer zihinsel sağlık konusunda daha kapsayıcı, daha eşitlikçi bir toplum olursak, belki de psikoz belirtileri çok daha az fark edilir olurdu. Bu noktada sormak lazım: Toplumun bu hastalıkla ilgili bakış açısını değiştirmedikçe, tedavi süreci gerçekten ne kadar etkili olabilir? Psikoz, yalnızca bir sağlık sorunu mu, yoksa toplumsal bir yansıma mı?